İşini Sevmek…
Bir bakkal dükkanını sabah ezanıyla açıyor, Bir manav tezgahtaki elmaları parlatıyor, Bir kasap buzdolabının camını siliyor, Bir servis şoförü öğrencileri okula götürüyor, Bir marangoz çırağıyla gazete serili tezgahta kahvaltı yapıyor,
Bir bakkal dükkanını sabah ezanıyla açıyor, Bir manav tezgahtaki elmaları parlatıyor, Bir kasap buzdolabının camını siliyor, Bir servis şoförü öğrencileri okula götürüyor, Bir marangoz çırağıyla gazete serili tezgahta kahvaltı yapıyor,
Tarih, büyük yürüyüşlere tanıklık etmiştir. İnanç adına yapılanlardan, yeni yurt aramalara, hak arayışlarından, su kaynaklarına ulaşmaya kadar çok değişik nedenlerle insanlar yürümüşlerdir. Bu yürüyüşlerin bir kısmı, sadece yürüyenlerin kaderini değiştirmekle kalmış, bir kısmı ise çok büyük insan topluluklarının kaderini değiştirmiştir.
İnsan umutlarıyla yaşıyor. Her güne, her yıla, hatta herkes kendi ömrüne umutla bakıyor. Umutlar arttıkça dünya güzelleşiyor, Umutlar azaldıkça dünyanın keyfi “gazı kaçmış gazoz gibi” oluyor. O yüzdendir ki, her insanın umudu, sadece ona değil, dünyaya ait…
Sokaklar gri, Gökyüzü gri, Deniz gri, Toprak gri, İnsanlar gri, Kısaca her şey gri… Günler geceler boyu süren tek tonlu bir dünya… Sonra bir gün;
Çocukluktan itibaren empoze edilen “korku”, gelişimin önünde aşılması gereken bir duvardır. Sürekli yeni korkular üreten mekanizmalar; hayatı “güvenli” sanılan dar bir alana sıkıştırır. Bu alan, ‘konfor alanı’ olarak tanımlanabilir. İnsanın güvende olduğunu hissettiği bir tür akvaryumdur bu ortam.
İnsan hayatında “yaş” önemli bir yer tutar. Bir çocukla karşılaştığımızda, Yeni bir insanla tanıştığımızda, Yıllanmış duygusu veren insanlara… Şu soru hep sorulur; “kaç yaşındasın?”…
90’lı yılların en önemli çizgi filmlerinin başında “Voltran” geliyordu. Çizgi filmin beş kahramanı, “Voltran’ı oluşturalım” cümlesinin ardından birleşiyorlar ve doğaüstü güçlere sahip bir varlık ortaya çıkıyordu. O dönemde birlikte bir şeyler yapmak isteyen herkes “Voltran’ı oluşturalım” lafını sokakta kullanıyordu. Evet… […]
Fatih Sultan Mehmet bir Mayıs günü İstanbul surlarından içeri girdiğinde, Gutenberg matbaayı bulduğunda, Fotoğrafın bulunuşu ilan edildiğinde, Gustave Eiffel’in yaptığı çelik kule açıldığında, Henry Ford ilk arabayı ürettiğinde, Sovyet ordusu Berlin’e girdiğinde, Apollo uzay aracı Ay’a indiğinde, Dr. Barnard ilk […]
Beyaz bir kağıt, Beyaz bir duvar, Beyazlara bürünmüş bir dağ… Kısaca tüm beyaz yüzeyler. İster küçücük bir kağıt parçası, ister uçsuz bucaksız alanları kaplayan kar… Aynı anda hem boşluk hem doluluk…
